1 Eylül 2015 Salı

Yeniden Topluma Kazandırmada Ortaya Çıkan Sorunlar

Yeniden Topluma Kazandırmada Ortaya Çıkan Sorunlar
Yeniden topluma kazandırmanın temel sorununun, süresinin belirsizliği olduğu söylenmektedir. Bu durum üç farklı soruna neden olmaktadır:
•    Hükümlü iyileşene kadar cezaevinde kalmak zorundadır. İyileşme süresi bazen hükümlülük süresini aşabilir.
•    Hükümlünün iyileşip iyileşmediğinin, yani değişimin nasıl belirleneceğidir. Zira henüz böyle bir ölçme tekniği geliştirilebilmiş değildir.
•    Davranışlardaki değişimi ölçme yöntemlerinin belirsizliği, hükümlüler ile cezaevi yetkililerini karşı karşıya bırakmaktadır. Zira hükümlü bazen değiştiği yolunda farklı davranışlar sergileyebilmektedir.
Öte yandan yeniden topluma kazandırma düşüncesi ciddi eleştiriler de almaktadır. Gerçekten yeniden topluma kazandırma programlarının, halen hüküm giymiş olanları kontrol amacıyla kullanılabilirse de ilk defa suç işleyenler, suç işlemeyi alışkanlık haline getirenler için yararlı olmadığı iddia edilmektedir. Suç işleyerek elde edilen yarar, işlemeden elde edilenden daha fazla olduğu sürece suç işlemenin önüne geçilemez. Dolayısıyla hırsız ya da uyuşturucu satıcısı yeniden sosyalleştirilmiş olsa dahi onun yerini kısa sürede başkaları alacaktır. Kaldı ki, birkaç istisna dışında, yeniden topluma kazandırma programlarının mükerrer suçluluğu önleyemediği pek çok araştırmayla ortaya konmuştur.
Yeniden topluma kazandırma programlarının başarıya ulaşması bakımından ortaya çıkan sorunlardan bir kısmı da hükümlü ve infaz süreciyle ilgilidir. Gerçekten çoğu zaman hükümlü infaz amacına ulaşmada birlikte çalışmaya hazır değildir. İnfazın süresi yetersiz kalabilmektedir. Güvenlik gerekliliği, gerekli eğitimi ve özgürlük koşullarına uyumu engeller. İnfaz kurumlarında oluşan grup kuralları ve alt-kültür baskısına hükümlülerin karşı koyması çok güçtür. Nihayet hükümlünün yeniden topluma kazandırma programlarına katılımının samimi mi, yoksa koşullu salıvermeden yararlanmak amacı taşıdığını belirlemek zordur.
Son zamanlarda düzeltici/onarıcı adalet düşüncesi çerçevesinde suçluları yeniden topluma kazandırmanın önemli aşamalarından birinin de suçlunun işlediği suçun sonuçlarını tüm yönleriyle kavrayabilmesini ve bu amaçla sorumluluk üstlenmesini sağlamak olduğu ileri sürülmektedir. Bu çerçevede uzlaşma failin yeniden topluma kazandırılmasında önemli rol oynayabilir. Buna göre, fail, mağduriyeti gidermek, yani fiilinin doğurduğu zararlı sonuçları düzeltmek, zararları tazmin edip, mağdurun durumunu eski haline getirmek suretiyle, fiilinin bir sonucu olarak ortaya çıkan mağdur ve toplum ile olan ihtilafın ortadan kaldırılmasını sağlayarak, mağdur ve toplumla tekrar barışma ve uzlaşma sürecine girecektir. Görüldüğü üzere, mağduriyetin giderilmesi iki yönlü bir işleve sahiptir. Bir yandan, faili yeniden topluma kazandırma çabası olarak faili, diğer yandan mağdurun failin fiilinden doğan zararlarının telafi edilmesi çabası olarak mağduru gözönünde bulundurmaktadır. Mağduriyetin giderilmesi, böylece bir yandan mağdura ceza hukukunda bugüne kadar olduğundan daha fazla bir yardım ve koruma sağlarken, diğer yandan, faile, fiilinin doğurduğu zararın telafi edilmesi yükümü getirerek fiilinin haksızlığını ortadan kaldırma ve onu yeniden topluma kazandırma imkanı verir. Fail işlediği suçun sonuçlarını tüm yönleriyle kavrar ve bu doğrultuda sorumluluk üstlenir. Böylece toplumsal barışın yeniden tesisi sağlanmış olur.
Ancak uzlaşmanın her suç bakımından kabulü mümkün gözükmemektedir. Nitekim TCK sadece soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi suçlar bakımından uzlaşmayı kabul etmiş (m.73/son) ve CMK uzlaşma muhakemesini düzenlemiştir (m.253 vd.).

 

KAYNAK: www.puuny.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder