İdârenin borç kaynakları, kamu kredileri, çeşitli mahkeme ilâmları, idârenin imzaladığı her türlü borçlandırıcı sözleşmeler, idâre hukukunda “fiilî yol” olarak adlandırılan idârenin haksız fiilleri, mevcut kamu hizmetlerinin genişletilmesi veya yeni bir kamu hizmetinin kurulması, personel giderleri, çeşitli bakım ve onarım masrafları olabilir. Kısaca, idârenin bütçesinin “giderler” bölümünde yer alan her bir gider (Mutluer-Öner-Kesik, 2005, s.242) karşılığı ödenmedikçe, idârenin borcu olarak gözükür ve idârenin malvarlığının pasif kısmını oluşturur. İdârenin borçlarını ödememesi düşünülemez. Çünkü bütçede öngörülmeyen harcama yapılamaz, dolayısıyla idârenin ödenemeyecek borcu da olamaz.
İdârenin borçlarını ödememesi açısından temel ilke, idâre aleyhine “cebri icra yasağıdır.” Daha açık ifadeyle, idâre borcunu ödemediği için mal varlığının aktif kısmı üzerinde güç ve zor kullanılamaz. Genellikle cebri icra yolunun idâreye karşı işlememesi, yargı mercilerinin vermiş oldukları tazminat kararlarının yerine getirilmesi esnasında ortaya çıkmaktadır (Giritli-Bilgen-Akgüner, 2001, s.722-724).
îdârenin borcunu ödeyememesi, kimi durumlarda bütçeden kaynaklanabilir. Çünkü bazı borçların karşılığı bütçede olmayabilir. Kanun koyucu böyle durumları dikkate alarak 5018 sayılı Kamu Mâlî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 20. maddesinin (d) fıkrasının ikinci cümlesini sevk etmiştir. Bu hükme göre; “Ancak, ait olduğu mâlî yılda ödenemeyen ve emanet hesabına alınamayan zaman aşımına uğRamamış geçen yıllar borçlan ile ilama bağlı borçlar, ilgili kamu İdâresinin cari yıl bütçesinden ödenir.”
Bütün bu yasal düzenlemelere rağmen, yargı kararlarının idâre tarafından yerine getirilmemesi, idârenin borçlarını ödememesi ve bunda ısrar etmesi durumunda, idâreden alacaklı olan kişi veya kişiler 2577 sayılı İdârî Yargılama Usulü Kanununun 28/3. maddesine göre hareket ederler. Bu hükme göre, idâreye karşı ilgili hak sahibi olan kişiler, yetkili idâre mahkemelerinde maddî ve manevî tazminatı içeren tam yargı davası açabilirler.
Borcunu ödemeyen idâreye karşı bir başka yol da yine 2577 sayılı Kanununun 28/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre idâreden ilamlı alacaklı olan kişi, tıpkı idâreye karşı olduğu gibi yargı kararını yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de adlî yargı yerlerinde tazminat davası açabilir. Ayrıca, yargı kararını süresi içinde yerine getirmemek, kamu görevlisi için hem bir disiplin suçu, hem de Türk Ceza Kanunu kapsamında suç oluşturur.
Kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, bedelini peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamına veya bir kısmına yasada gösterilen yöntemlere göre kamu yararına el koymasıdır.
KAYNAK: www.puuny.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder