Kadın hükümlülerin sayısının nispeten az oluşu, sorunlarını yansıtmada isteksiz olmaları ve kadınların işlediği suçların toplumu erkeklerin işlediği suçlara göre daha az tehdit ettiği yönündeki düşünceler onların “unutulan hükümlüler”olarak nitelendirilmesine yol açmıştır.
Yapılan araştırmalar kadın hükümlülerin cezaevi koşullarını daha ağır hissettiklerini ortaya koymaktadır. Örneğin, kadınlar evlerini ve ailelerini kaybetme korkusunu daha ağır yaşarlar. Yine kadın hükümlüler erkeklerden farklı olarak yakınlarından uzaklaşmanın verdiği acıyla “yapay
aileler”oluştururlar. Öte yandan kadın cezaevlerinde erkek cezaevlerine göre daha yumuşak bir sosyal kontrolün bulunduğu söylenmelidir.
Kadın cezaevlerinde gündelik yaşam erkek cezaevlerinden farklılık gösterir: Kadınlar, erkekler gibi cezaevi personeli için fiziki bir tehdit oluşturmaz. Erkek cezaevlerinde görülen otoriteye karşı gelme yönündeki kültürel yapılanmaya kadın cezaevlerinde rastlanmaz. Bununla birlikte aile ve çevrelerinden ayrılma kadın hükümlüler üzerinde erkeklere göre daha yıkıcı etki bırakır. Bu nedenledir ki, kadın hükümlüler hayal kırıklığı ve öfkeyi daha çok kendilerine yöneltirler ve bu da kendine zarar verme ve intihar olaylarının kadın cezaevlerinde erkek cezaevlerine göre daha sık olmasına yol açar.
Öte yandan, kadın cezaevlerinde iletişim ve dayanışmanın daha yoğun olduğu da bir gerçektir. Nitekim cezaevindeki kadın hükümlüler birbirlerini bir süre sonra anne, kardeş, evlat gibi görmektedir. Bu aslında kadına ilişkin toplumsal ve kültürel değerler ile beklentilerin cezaevindeki ilişkilere yansıması olarak kabul edilmelidir. Gerçekten bu kadını aile içi roller doğrultusunda tanımlayan düşünce, inanç ve değerlerin cezaevi alt kültürüne yansımasıdır. Bu alt kültürün bir sonucu olan lezbiyenlik dahi kadında, erkekler arasındaki homoseksüel ilişkilerden farklı olarak, fiziksel bir yakınlıktan çok sevgi gereksinimi olarak ortaya çıkmaktadır.
KAYNAK: www.puuny.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder