Ret, bir şeyin bilinerek ve istenerek kabul edilmemesi olup, iradi bir davranışı ifade etmektedir. Beslenmenin iradi olarak reddi ise iki sebebe dayanır: Protesto ve İntihar.
Protesto, bir davranışı, düşünceyi ya da uygulamayı haksız, yersiz ve/veya gereksiz bularak karşı çıkma ve reddetmedir. O halde açlık grevi bu amaçla da başvurulabilen bit protesto yöntemidir.
5237 sayılı TCK m.298 açlık grevine başvuranı değil ve fakat hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenleri, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmelerini ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesini cezalandırmaktadır. Öte yandan beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise, ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur (TCK m.298/3).
Benzer bir düzenleme 5275 sayılı CGTİHK’nunda da bulunmaktadır. Buna göre, açlık grevi yapmak (m.40/2-g), hükümlü ve tutukluların beslenmelerini engellemek, açlık grevine ve ölüm orucuna teşvik veya ikna etmek ve bu yolda talimat vermek (44/2-m) disiplin cezasını gerektiren fiiller olarak kabul edilmektedir.
TCK ve CGTİHK hükümleri arasındaki ortak özellik her iki yasanın da açlık grevcisi bakımından, eylemi suç olarak değerlendirmemesi; buna karşılık CGTİHK’nun, açlık grevini disiplin yaptırımını gerektiren bir fiil niteliğinde kabul etmesidir. Bir hareket suç olarak kabul edilmez iken, pekâlâ disiplin yaptırımını gerektiren bir fiil olarak düzenlenmiş olabilir.
Açlık grevine giden kişi ölümü istemez. Fakat isteklerinin yerine getirilmesi için ölümü göze alır ve bu konudaki kararlılığını sürdürür. Açlık grevinin ölümle sonuçlanabilmesi onun intiharla aynı nitelikte sayılmasına neden olmaz. Zira intihar, isteğe veya depresyona bağlı bir dürtü sonucu hayatı sona erdirmeyi amaçlayan bir fiildir. Oysa açlık grevinde başlangıçtaki amaç ölüm değildir; fakat ölüm, amaca giden yolda her zaman gerçekleşebilecek bir sonuçtur.
İntihar başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK m.84’e göre;
1. Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3. Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Bu fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
4. İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.
O halde hükümlü veya tutuklu intihar amacıyla beslenmeyi sürekli reddetmiş ise onu azmettiren, intihar etmesi için teşvik eden veya kararını kuvvetlendiren kişi TCK m.84’e göre cezalandırılır.
Konu 5275 sayılı CGTİHK ile düzenlenmeden önce öğreti ve uygulamada ele alınmıştır.
Açlık grevi yapan kişi/kişiler kendi düşüncelerini açıklamak ve yaymak çabası içinde oldukları için, açlık grevlerinin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü içinde değerlendirilebileceği söylenmektedir. İnsanları yemek yemeğe ya da içmeye zorlayan yasal bir düzenleme bulunmadığına göre kendi serbest ve özgür iradeleriyle yeme ve içmeyi reddetmişlerse bu iradeye saygı gösterilmelidir.
Bununla birlikte açlık grevi ya da ölüm orucunda birey yavaş yavaş ölüme gittiğine göre buna seyirci kalınmasının kabul edilebilip edilemeyeceği ve bireyin ölme hakkına da sahip olup olmadığı tartışılmıştır.
Kişinin bedeni üzerinde bazı müdahalelere rıza göstermesi belli ölçülerde kabul edilebilirken (Anayasa m. 17/2), vücudunda kalıcı zararların ortaya çıkmasına kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının ihlali olduğu için izin verilmemelidir. Öte yandan bu şekilde kişinin topluma ve ailesine karşı yükümlü olduğu ödev ve sorumluluklarının ihmali sonucu da ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde, bizim hukukumuz ölümü anayasal bir hak olarak kabul etmediğinden, bu yöndeki fiiller hukuka aykırıdır.
O halde açlık grevi ya da ölüm orucuna müdahale edilebilmelidir. Bu durumda ortaya çıkan sorun müdahalenin kim tarafından ve hangi koşullarda gerçekleştirilebileceğidir.
Dünya Tabipler Birliğinin 1991 tarihli Malta Bildirgesinde kişinin veya kanuni temsilcisinin rızasına ulaşma olanağı olmadığı ve ilgilinin büyük tehlikelere maruz kaldığı hallerde hekim kanuni yetkililere ve meslek ahlakına bağlı olarak kişinin sağlıklı yaşama hakkını koruma ve saygı gösterme ilkesi çerçevesinde müdahalede bulunabilecek ve gereken tedaviyi uygulayacaktır (Malta Bildirgesi m.2). O halde müdahale hekim tarafından yapılmalı ve gerekirse rızanın aranması zorunlu olmamalıdır.
Konu suç genel teorisi bakımından da ele alınmış ve müdahalenin meşru müdafaa hukukuna uygunluk sebebi oluşturacağı ifade edilmiştir.
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi m.3/1 “Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun gerekli bakımın sağlanmadığı acil vakalarda mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur” düzenlemesini getirirken, m.18 “Tabip ve diş tabibi, acil yardım, resmi veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir” demektedir.
66
O halde açlık grevi, artık grevci için tehlike sınırına gelmişse müdahale bir görev halini almaktadır.
Sonuç olarak devletin tutuklu ve hükümlüyü korumak, onların hayat ve sağlıklarını iyileştirmek sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kişiler devletin korunması altındadır. Bu nedenle tehlikeye maruz kalan grevciye müdahale cezaevi personeli için zorunludur. Aksi halde idarenin sorumluluğu söz konusu olacaktır.
5275 sayılı CGTİHK konuya açıklık getirmektedir. Konuya ilişkin bir başka düzenleme TCK’da bulunmaktadır.
Kişinin yaşama hakkı en üst değer olarak kabul edildiğinde nedeni ne olursa olsun (protesto ya da ölüm) açlık grevine müdahale edilmesi mümkün olmalıdır. Buna göre;
• Bilgilendirme (ikna çalışmaları) ve zorla besleme
Hükümlüler, hangi nedenle olursa olsun, kendilerine verilen yiyecek ve içecekleri sürekli olarak reddettikleri takdirde; bu hareketlerinin kötü sonuçları ile bırakacağı bedensel ve ruhsal hasarlar konusunda ceza infaz kurumu hekimince bilgilendirilirler. Belirtelim ki, hekimin bilgilendirme görevini yapmayarak söz konusu eylemi övmesi ve teşvik etmesi TCK m.298’de yer alan suçu oluşturur. Psiko- sosyal hizmet birimince de bu hareketlerinden vazgeçmeleri yolunda çalışmalar yapılır ve sonuç alınamaması hâlinde, beslenmelerine kurum hekimince belirlenen rejime göre uygun ortamda başlanır (CGTİHK m.82/1).
DİKKAT FiJ
V r^-^J Burada üzerinde durulması gereken husus bu aşamada zorla besle¬
menin mümkün olup olmayacağıdır. Kanunda bu konuda açık bir düzenleme bulunma¬makla birlikte, “bu hareketlerden vazgeçmeleri yolunda yapılan çalışmalardan sonuç alın¬maması halinde beslenmelerine kurum hekimince belirlenen rejime göre başlanır” şeklindeki ifadeden, beslenmeyi kabul etmeyen hükümlünün zorla beslenebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
• Muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler
Beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülerden, yukarıdaki şekilde alınan tedbirlere ve yapılan çalışmalara rağmen hayatî tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda, olanak bulunmadığı takdirde derhâl hastaneye kaldırılmak suretiyle muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirler, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanır. O halde;
• Alınan tedbirlere ve çalışmalara rağmen beslenmeye başlamayan hükümlülerden ancak hayati tehlike altına girenlere veya bilincini kaybedenlere müdahale edilebilir.
• Hükümlünün hayati tehlike altına girdiği veya bilincini kaybettiği infaz kurumu hekimince belirlenmiş olmalıdır.
• Söz konusu müdahale tıbbi bir müdahaledir. Buradaki besleme de esas itibariyle tıbbi bir nitelik taşımaktadır. Yani buradaki besleme tedavi amaçlıdır. Bu yönüyle yukarıdaki zorla besleme kavramından ayrılır.
• Muayene ve teşhise yönelik araştırma, tedavi ve beslenme hükümlünün sağlığı ve hayatı için tehlike oluşturmamalıdır.
• Hükümlülerin sağlıklarının korunması ve tedavilerine yönelik zorlayıcı tedbirler, onur kırıcı nitelikte olmamak şartıyla uygulanır.
Ekleyelim ki, kurum hekiminin zamanında müdahale edememesi veya gecikmesi hükümlü için hayatî tehlike doğurabilecek ise, bu tedbirlere her halükarda başvurulur (CGTİHK m.82/4). Diğer bir deyişle, bu hallerde müdahalenin bir hekim tarafından yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır.
KAYNAK: www.puuny.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder